Bir yazıda milliyetten buyrun ne diyeyim

ESKİ OYUNUN YENİ TUTKUNLARI
Sabaha kadar tavla
Sinan Biçici
İstanbul'un gençleri gece sabahlara kadar sadece barlarda eğlenmiyor. Günün 25 saati açık Kehribar Kervanı'nda nargile kokuları arasında tavla oynayıp sabahı karşılıyorlar
Öğleden sonra Tophane'nin serin ve gölgeli ortamında nargile çekip tavla oynamanın keyfi tarihte mi kaldı? Hayır, birçok şey gibi bu da hala yaşayabileceğimiz zevklerden biri. Tophane'de Nusretiye Camii'nin arkasında bulunan Kehribar Kervanı adlı mekanda bu zevki tadan çok sayıda İstanbullu var. Özellikle öğlenleri yemek saatinden çalıp tavla keyfine koşanlar çoğunlukta. Yaş ortalaması hiç de yüksek değil. Kehribar'ın kurucusu Selahattin Biçer (42), "İnsanlar rahat rahat tavlalarını oynasın diye televizyon bile koymadık. Kumara dönüşebildiği için kağıt bulundurmuyoruz. Çoğunlukla gençler geliyor ama paraları az, gene de kolaylık gösteriyoruz," diyor.
Nargile içilip tavla oynanan bu mekan geceleri geç saatlere kadar genç kız ve erkeklerle dolu. Mütevazı bir mekanda tavla oynarken kız tavlama girişiminde bulunanlar da yok değil.
Tavlayı tercih edenler oyundaki rekabet ve atışmadan zevk alıyorlar. Örneğin Ali Kaya (33) ancak çok hırslı ve iddialı rakiplerle tavla oynamayı seviyor. "Rakibimi nerede kıstırırım, onun hesabını yapıyorum," diyor ve oyun bittikten sonra rakiplerine nasihatlar vererek galibiyet sevincini ikiye katlıyor.
Tavla sadece şans oyunu değil, anında karar vermeyi gerektiren bir strateji oyunu olarak da görülüyor. Aynı zamanda satranç da oynayanlar satrançta sonraki hamlelerin hesaplanabildiğini, tavlada ise o an karar verebilmenin çok önemli olduğunu belirtiyorlar.
Kız tavlası denen türde ise iş tamamen şansa dayalı. Nazlı Ekin (19), "Erkeklerin kadınlara değer vermemesinden dolayı zeka gerektirmeden oynanan oyuna kız tavlası deniyor," diyerek yapılanın bir tür aşağılama olduğunu belirtiyor.
19 yaşındaki Volkan Aktoy, "Kendimi bildim bileli oynadığım geleneksel bir beyin cimnastiği," diye tanımlıyor tavlayı. "İnsan tavlayı çocukluğunda öğreniyor ve gittikçe ustalaşıyor, tavlada usta olmak kilometre meselesi," diye de sözlerine devam ediyor. Yeni kuşak ise internette ustalaşmaya çalışıyor. Kerem Ünal (18) ise düşüncelerini şöyle açıklıyor: "Tavla avare zamanın ve avare insanların oyunudur ama stratejik oynanırsa beyin cimnastiği sayılır. Türk halkı tavlayı kendine ait hissettiği için ona sahipleniyor ve içindeki stres ve hırsı dışa vurabiliyor. Türk insanı hırslı ve gururlu. Tavla kendini kanıtlamasına olanak veren erkeksi bir oyun. Bir savaş oyunu, bazen düello gibi bir şey." Tavla deyince ilk akla gelen erkek tavlası. Oysa bundan başka hapis, gülbahar, İzmir tavlası denen türleri de var. Gene iki çift tarafından tek tavlayla oynanan üniversite tavlası ise bir takım oyunu. Ne diyelim, hadi rastgele..
Tavlanın tarihçesi
Gallilerin "küçük savaş", İspanyolların ise "gerçeklerin masası" dediği tavlanın kökeni Eski Mısır'a kadar gidiyor. Romalılar ise şarap eşliğinde 12 yollu oyun adı verdikleri tavlanın bir başka versiyonunu oynadılar. Çinli tarihçilere göre Hindistan'dan yayılan oyun 480 ile 1000 yılları arasında büyük ilgi görüyordu. Uzun bir süre Japonya'da illegal olarak oynanan tavla Arapların 902'de Sicilya'yı işgaliyle birlikte İtalya'ya da yayıldı. Haçlı Seferleri'yle birlikte İngilizlerin de tanıştığı tavla 15. yüzyıldan itibaren satrancın yerini almaya başladı. Kraliçe I. Elizabeth'in tahta çıkışına kadar illegal olan tavladan kraliçenin strateji geliştirmekte yararlandığı söylenir. 17. yüzyıldan I. Dünya Savaşı'na kadar popülaritesini artıran oyun iki savaş arasında etkisini yitirdiyse de 1970'lerle birlikte yeniden yükselişe geçti.